Tanfer: “AK Parti bu ülke için bir milattır”
Azim ve kararlılıkla yola devam
İnal'dan ​DAGC’ye veda ziyareti
​Kadına Şiddete Son
  Genel      Gündem      Siyaset      Ekonomi      Spor      Dünya      Yerel      Asayiş      Eğitim      Sağlık      Teknoloji      Bölge      Kültür   
 
Ana Sayfa > Kültür

12 Eylül Darbesinin amacı neydi?
12 Eylül 2015
Her nedense bugüne kadar 12 Eylül hep kıydığı canlarla ve yaptığı zulümlerle anıldı. Dönemin canlı şahitleri Televizyonlar, gazeteler de hep bunları konuşuyor ve yazıyor.
Fontu Büyült Fontu Küçült 100%
Her nedense bugüne kadar 12 Eylül hep kıydığı canlarla ve yaptığı zulümlerle anıldı. Dönemin canlı şahitleri Televizyonlar, gazeteler de hep bunları konuşuyor ve yazıyor. Hâlbuki anlatılan ve konuşulanlar yalnızca bir sonuçtur. Eğer bu sonuçtan yola çıkacak olursak, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin yapılış amacını yanlış anlamış oluruz veya darbecilerin anlattıkları gibi anlamış oluruz.
Tabii ki 12 Eylül Askeri diktatör rejimi, siyasi partileri, işçi sendikalarını ve birçok kitle örgütünü kapattı, ülkenin yetişmiş fikir sahibi gençlerini ezmek için fütursuzca saldırdı. Yasama organını Cumhurbaşkanını bile seçemez hale getirdi. Siyasi parti başkanlarını ve  binlerce insanı gözaltına alarak işkenceden geçirdi, on binlerce insanı yıllarca cezaevlerinde tutsak etti, yüzlerce insanı katletti.
Ama bütün bunlar, 12 Eylül Askeri Darbesi’nin yapılış amacını açıklamaz, çünkü darbenin yapılış amacı bunları yapmakla sınırlı değildi. Bütün bunlar  yalnızca, darbecilerin ve onların temsil ettikleri güçlerin amaçlarına ulaşabilmek için aşmak zorunda oldukları engellerdi. Ve öyle oldu.
 
Peki, asıl amaçlanan neydi?

Amaçlanan iki temel hedef vardı; bunlardan biri, Kapitalizmin ve kapitalist devletin, dolayısı ile de toplumun yeniden yapılandırılması, dizayn edilmesi diğeri ise, iyiden iyiye tehlikeye girmiş olan bölgedeki ABD çıkarlarının yeniden tesisi.
 
Türkiye de II. Dünya savaşı yıllarından sonra 1970’lere kadar, “Milli Burjuvazi” ve “Milli Sermaye” oluşturma  kaygısıyla, daha çok “ithal ikameci” bir ekonomi politikası benimsenmiştir. Türkiye'de 1961 Anayasası ile kurulan rejimin farkında olanlar ve o dönemi yaşayanlar iyi hatırlayacaklardır ki bu anayasa ile başlayan "planlı kalkınma dönemi"nde toplumun ihtiyaç duyduğu her türlü ürünün içeride üretilmesini ifade eden "ithal ikameci" bir ekonomi politik takip edilmiştir. Dışarıdan ithal edilen ürünlerin yerine ikame edilecek mal ve hizmetleri üretmek temel politika olunca bu amaçla ekonominin yüksek gümrük duvarları ve tarife sistemleriyle korunması ana politika olmuştur. Bunun arka planında her ülkenin ulusal sınırlar dahilinde kendi kendisine yetmesi, birbirine ihtiyaç duymaksızın ayakta kalması anlayışı yer alıyordu.  Bu, bir tercih değil, bir zorunluluktu. Burjuva devletinin kurulduğu bütün ülkelerde, bu yol izlenmiştir. Bu yolla, hem bu süreçte uluslararası sermayenin iç pazara müdahalesinin önü kesilmekte hem bir sermaye birikiminin ve bir burjuva sınıfının yükselişi devlet desteği ile koruma altına alınmaktadır. Ama bu süreç geçicidir ve önce iç pazara dayanarak yükselen burjuvazi, bir zaman sonra uluslararası pazara açılmak ve gerek uluslararası sermaye ile bütünleşmek gerekse de uluslararası pazarlarda rekabet edebilmek için, stratejisini ve politikasını değiştirmek zorundadır; bu da kapitalist ekonominin doğasının bir gereğidir.
   1970’lere gelindiğinde Türkiye’deki büyük sermaye gruplarının ihtiyacı artık değişmiş, “ithal ikameci” ekonomi politikanın terk edilmesi artık farz olmuştu.
Bu, hem Türkiye’deki büyük sermaye sahiplerinin hem de bu sermaye grubunun uluslararası ortakları olan İMF ve Dünya Bankası gibi sermaye kuruluşlarının ihtiyacı idi. Öyleyse bu ihtiyacın günlük yaşama tercüme edilmesi gerekiyordu. Yani, “Kamu İktisadi Teşekkülleri”nin özelleştirilmesi, ekonomide devlet kontrolünün minimum seviyeye çekilmesi, ithalat ve ihracat alanlarındaki sınırlamaların kaldırılması, yabancı sermayenin önündeki engellerin kaldırılması, işçi sınıfının sahip olduğu kısmi iş güvenliğinin ortadan kaldırılarak taşeronluğun örgütlenmesi gerekiyordu.
    Bütün bunların yanı sıra; sosyal ve kültürel yapının da bu yeni sürece uygun olarak yeniden yapılandırılması gerekiyordu. Yani, toplumda o günlerde az da olsa var olan “Ya hepimiz ya hiç birimiz!” “Tüketim israftır!” kültürünün yerine “Kendini kurtarmayan başkasını kurtaramaz!” “Önce kendini sev!” “Tüketmek özgürlüktür!” kültürünün yerleştirilmesi gerekiyordu. Ki, başarılı olunabilsin.
    Hedeflenen bu idi, ama öncelikli olarak, hedeflenene ulaşabilmek için, bu sürece direnç gösterebilecek güçlerin tasfiye edilmesi gerekiyordu.
 
 İşte 12 Eylül Askeri Rejimi, bu ihtiyacın bir ürünü idi ve burjuvazinin yeniden yapılanması sürecinin ilk olmazsa olmazıydı.
 
1980 yılı’nın En Önemli İlk Olayı 24 Ocak Kararlarıdır

Öyle kararlar vardır ki; uygulamaya konduğu zaman önemi tam olarak kavranamaz. Ancak daha sonra, belki yıllar geçtikten sonra, o kararların aslında önemli felsefe değişikliklerini içerdiği, bir devir değiştirdiği ortaya çıkar.
     Esas darbe 1980’in 12 Eylül’ünde değil, 1980’in 24 Ocak’ında olmuştur Türkiye’de. Ardından gelen askeri darbe adeta 24 ocak kararlarının uygulama aracı, sindirme politikası olmuştur. 12 Eylül sabahı uygulamaya sokulan eylem söylendiği yada uygulayıcılarının sandığı gibi terör olaylarının zorunlu kıldığı bir sonuç değil, ülkeyi küresel isteklere sınırsızca açan bir başlangıçtır.
     Süleyman Demirel, 1979 yılında Başbakanlık Müsteşarlığı'na getirdiği Turgut Özal'a, yeni bir ekonomik istikrar programı hazırlama görevi vermişti. Program kısa sürede hazırlandı; bir başka deyişle Program kısa süre sonra IMF ile iyi ilişkileri olan Turgut Özal tarafından IMF’ye küçük bir rica ile hazırlatıldı. 24 Ocak 1980'de kamuoyuna açıklandı.
    Yıl 24 Ocak 1980. Türkiye’de Bakanlar kurulundan ekonomik istikrar programı adı altında o meşhur 24 Ocak kararları geçirilecektir.  Bakanlar kurulunda hiç kimsenin olup bitenden haberi yoktur. Kararlar bakanlar kurulunda okunmaya başlar. Alınan ilk karar Devalüasyon kararıdır. Türk lirasının dolar karşısındaki değeri 48 liradan 70 liraya düşürülmüştür. Aslında IMF bu rakamın 60 lira olmasını istemiştir fakat Turgut Özal yapmışken tam yapalım demiş ve 70 olmasını istemiştir. Birçok mala zam gelmiştir. Çok sert tedbirler alınmıştır. Bu Bakanlar kurulunda büyük tartışmalar çıkmıştır. Toplantı gece yarısına doğru bittiğinde tüm kararlar eksiksiz, hiç birisi değiştirilmeden alınmıştır. O gece sabaha karşı toplantı bittikten sonra Turgut Özal “hükümetimiz bugün yaptığı toplantıda, ana esasları üzerinde daha önce sizinle anlaştığımız ekonomik istikrar programını kabul etmiştir. Bakanlar kurulu toplantısı yarında devam edecek ve bazı fiyat ayarlamaları kabul edilecektir. Bu durumda iş, almayı umduğumuz dış yardımlara kalmaktadır.”
     24 Ocak Kararları olarak geçen ve IMF'nin daha önce yaptıramadığı isteklerini içeren program; Türkiye'yi tek taraflı olarak yabancı sermayeye açıyor,tarım, ticaret ve sanayide ulusal hedeflerden vazgeçiliyor ve günlük kur uygulamasına geçilerek Türk Lirasındaki değer yitimi sürekli hale getiriliyordu. Milli kambiyo rejiminden vazgeçiliyor, ithalat liberasyonu adıyla dışalım serbest kılınıyor, kotalar kaldırılıyor ve kamu yatırımları kısılıyordu. KİT'lerin özelleştirileceği, temel ürünlerde destek fiyatlarının kaldırılacağı, ücret artışlarının düşük tutulacağı, tarım ürünlerindeki taban fiyatlarının sınırlanacağı açıklanıyordu.Programa karşı gösterilen tepki, 'iç savaş' haline getirilen terör eylemleriyle birbirine karışıyordu.Böylece  İMF programları ülkemizde açıkça uygulanmaya başlamıştır.Artık bundan sonra küresel sermaye hızla ülkemizde yerini almaya başlamıştır.İşte bu karaların uygulanmasında 12 Eylül darbesi  demir yumruk olmuştur.12 Eylül sabahı uygulamaya sokulan eylem, söylendiği ya da uygulayıcılarının sandığı gibi "terör olaylarının" zorunlu kıldığı bir sonuç değil, ülkeyi küresel isteklere sınırsızca açan bir başlangıçtır.
     Bundan dolayıdır ki, yeniden yapılanmanın baş mimarlarından Turgut Özal, yeniden yapılanmanın ekonomik programı olan 24 Ocak Kararları üzerine bir değerlendirme konuşmasında “12 Eylül olmasaydı, bu ekonomik programın neticelerini alamazdık” demiştir.
  
12 Eylül’ün Başbakanı Bülent Ulusu

Emniyet Müdürlüğü bütün örgütüyle birlikte Jandarma Genel Komutanlığı'nın emrine verildi. MGK Başkanı Evren, 20 Eylül 1980'de aynı yılın ağustos ayında normal prosedür gereği emekliye sevk edilen Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Ulusu'yu Başbakan olarak görevlendirdi.

Ulusu, hazırladığı bakanlar kurulu listesini 21 Eylül 1980'de MGK'nın onayına sundu ve liste aynı gün onaylandı. Bakanlarını olağanüstü bir hızla belirleyen Ulusu, hükümetin programını da aynı hızla tamamladı Ekonomi yönetimi ise bir önceki dönemde uygulanmaya başlayan 24 Ocak kararlarının mimarı o dönemin Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal'a bırakıldı. Özal hükümette Başbakan Yardımcısı olarak yer aldı. MGK kısa bir süre içinde önceki dönemden kalan sivil yöneticileri de büyük ölçüde tasfiye etti.
25 Eylül 1980'de bütün il genel meclisleriyle, belediye meclisleri feshedildi. Belediye başkanlarının görevlerine son verildi. Yerlerine MGK'ya yakın kamu görevlileri veya ordudan emekli olmuş kişiler atandı. 67 ilden 27'sinin valileri değiştirildi ve yine bu görevlere orduya yakın olanlar getirildi.

Ekonomik değişim, kültürel değişimi de hızlandırmıştır
 
    Uygulanan programlar yoksul halkın derdine çare olmamış, halk küresel güçlerin ekonomik hamleleri ile iyice yoksullaştırılmıştır. Yoksullaşan halk siyaset dışında kalmış, Türkiye'de ulusal siyaset yapılamaz hale gelmiştir. Aydınlar yok edilmiş, halk etkisizleştirilmiştir
   12 Eylül 1980 rejimi aracılığıyla toplum bir bütün olarak örgütsüzleştirilmiş, yeni sürece karşı direnç gösterebilecek bütün dinamikler etkisiz duruma getirilmişti.
Artık yeni süreç inşa edilebilirdi. Tam da bu süreçte, bizzat yeni süreç için hazırlanmış Özal ve ekibi göreve çağrıldı ve bu ekip, büyük bir gürültüyle, çok kanallı renkli televizyonlar, vitrinleri süsleyen ithal tüketim malları eşliğinde göreve başladı.
   Devir imaj devriydi; bu imaj devrinin kadroları hiç zorlanmadan ve tarih bile sayılamayacak kısa bir zaman içerisinde toplumu istedikleri noktaya çekmeyi başarabildiler. Toplum örgütsüz ve umutsuzdu. Bununda ötesinde toplum, herkesin herkesten şüphe duyduğu, herkesin herkesle kıyasıya yarıştığı ve herkesin herkese düşman olduğu bir cinnet toplumuna dönüşmüştü. Bundan dolayıdır ki, her şey planlanandan da kolay oldu.
   Aradan 30 sene geçti, bugün dönüp arkaya baktığımızda, burjuvazinin hedeflerine büyük ölçüde ve öngördüğünden de hızlı ve sancısız ulaştığını rahatça görebiliriz.
  Toplum, herkesin herkese düşman ve rakip edildiği, herkesin herkesi linç edebildiği bir cinnet toplumu olarak örgütlendi
   “Köşeyi dönmek”, “iş bitirmek”, “rüşvet”, “şiddet”, “örgütsüzlük” ve “benden sonrası tufan” anlayışı yeni dönemin yükselen değerleri oldu
   Toplum öyle bir etiğe dönüştürüldü ki, “ABD ile birlikte Irak’a girelim mi yoksa girmeyelim mi?” tartışmasının yapıldığı bir televizyon programında verilen cevap, “Bizi AB’ye alacaklarsa Irak’a girelim” olabildi.
   Toplum öyle bir hale getirildi ki, cebine üç kuruş fazla girecek diye, komşusunun tepesine bomba atılmasına evet diyebiliyor, bu katliama iştirak edebiliyor oldu.

12 Eylül En Çok Gençleri Dönüştürdü
   
    12 Eylül 1980 günü ABD’nin çocukları (!) diye belirtilen darbeciler, idealist, ahlâki, insani ve manevi değerlerine bağlı anti emperyalist gençliğin işini bitirdi. Bu idealist geçlik ezildi, örselendi, sürüldü, hapsedildi, idam edildi, lanetlendi. “Sakıncalı” ilân edildi.  
    Türkiye de gençlik hareketleri ideolojik altyapılarını kaybetmeye başlamıştır. Gençler fikirsizleşme tehlikesiyle baş başa bırakılmışlardır. Artık gençler için fikrin ve ideolojinin yerini para, şöhret, kadın, makam, zevkperestlik almıştır. Gençler için dünyada ki veya ülkemizde ki önemli olayların değeri kalmamıştır. Onlar için değer kavramının içeriği boşaltılmış sanal dünya da yaşayan sanal ruhlu, ruhsuz ve renksiz ve yaşantısında dinin olmadığı bir gençlik projesi uygulanmıştır.Batı yeni bir nesil ortaya koyamadığı için kendisine her açıdan engel oluşturabilecek nesli de böylece ifsat yolu ile ortadan kaldırmak istemiştir.O günden sonra  artık ülke; iddiasız, idealsiz kişilerin egemenliğine terk edildi.
   İşte 12 Eylül Askeri Rejimi ile yolu açılan sürecin oluşturduğu tablo budur.
 
Konya Kudüs mitingi
1980 yılı içerisinde İsrail Kudüs'ü başkent olarak ilan ediyor. Dünya kamuoyunun ve bilhassa İslam aleminin tel'in ettiği, Yahudilerin Kudüs'ü başkent yapma hadisesinin tel'in ve protesto maksadıyla bir miting yapılmasına ve bu mitingin de 6 Eylül tarihinde Konya'da yapılmasına karar veriliyor.Müslümanlar için çok değer taşıyan, Kudüs'ün İşgaline sessiz kalınması Yahudi ye Kudüs'ü, Başkent olmasını onaylamak anlamı da taşıyordu.
Konunun uluslararası boyutları da göz önünde tutularak özellikle İslam aleminin büyükelçileri ve diğer yetkilileri de mitinge davet ediliyor. Demirel hükümetinin İsrail'in bu icraatına karşı hiç bir tavır almamasına rağmen Konya mitingine yüz bini aşkın insan Anadolu’nun her tarafından akın akın Konya’ya gelerek mitinge katılmıştır.Konya'da düzenlenen, daha sonraları Kenan Evren'in İslam Konferansı'nda övünç kaynağı olacak olan Miting için bütün tedbirler alınmasına rağmen bazı hoş olmayan olaylar meydana geliyor. Bu hadiseler şunlardır:
1- Acayip kıyafetlere bürünmüş kimseler ortaya çıkıyor,
2- Bazı kimseler Kelime-i tevhit levhalar taşımış
3- Bazı kimseler, turistik amaçla süs eşyası diye Konya'da herkese satılan iri taneli tahta tesbihleri boyunlarına takmış,
4- Miting başlangıcında arka tarafta küçük bir topluluk İstiklâl Marşı söylenirken oturmuş... Bu durum karşısında Prof Dr Necmettin Erbakan mikrofonu spikerin elinden alarak kendisi bizzat yüksek sesle İstiklal Marşı'nı söylemiş ve söyletmeye çalışmıştır.
  Milli Selamet Partisi'nin Konya Mitingi'nde tam İstiklal Marşı okunacağı sırada...
"Arkalardan 5 kişi" bağırmaya başlar:
- İstiklal Marşı değil, ezan istiyoruz.
  5 kişinin "gazetelerde resmi çıkar."
Ama bu 5 kişiyi "Konya'da tanıyan, bilen yoktur."
Mehmet Keçeciler hemen savcılığa başvurur:
- Bunların bulunması ve haklarında soruşturma açılmasını rica...
Aradan 27 yıl geçti. Bu 5 kişi "hala kayıp."
   Bütün alınan tedbirlere rağmen daha ziyade illegal örgütlerin, belki de 12 Eylül'e gerekçe hazırlamak isteyenlerin tahrikleriyle bazı nizam dışı görüntüler ortaya çıkmıştır. Ağır Sanayi hamlesinin ülkemizde başlamasına vesile olan MSP ve ileri gelenleri (Prof Dr Necmettin Erbakan ve arkadaşları) sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanırken  bu görüntüler mesned ve delil olarak açılacak davalarda kullanılmıştır.   

Siyonizm Harekete Geçiyor

Amerikan karar mekanizmalarının ve Ankara'daki Amerikan Askeri Yardım Dairesi mensuplarının, o tarihlerde MSP hareketini dikkatle izledikleri ve özel sohbetlerde Türk komutanların "Dikkatini çektikleri" ifade edilerek aynen şöyle denmektedir:
"12 Eylül'e 6 ay kala Amerika'ya bir Musevi-Türk heyeti gitmesi sonucunu getirmişti. Heyet, Türkiye'deki gidişatın cemaatleri için tehlike arzettiğini vurgulamış, gecikmesi halinde hızlı bir göç için yolun açık tutulması dileğinde bulunmuştu. Amerikan makamları, Dünya'nın her köşesindeki musevi taleplerine hassas olduğundan Türkiye Musevilerinin girişimi çabucak yanıt bulmuş, "Göçün mümkün olabileceği, ancak buna gerek kalmayacağı umudunun korunduğu, bu yüzden acele edilmemesi gerektiği" konusunda bazı telkinlerde bulunulmuştu."
   Gerçi 12 Eylülle birlikte musevi cemaatinin göreceli bir rahatlamaya kavuştuğu hahambaşı David Aseo'nun Milli Güvenlik Konseyi'ne çektiği telgrafta "Türk musevileri askeri yönetim altında kendilerini huzurlu hissediyor" demesinden belli olmuştu."
Yahudilerin, Amerikan makamlarına götürdükleri bu tekliflerine karşı 12 Eylül'den 6 ay önce Amerikalı yetkililerin göçe gerek kalmayacağı, acele edilmemesi gerektiğini söylemeleri acaba ne manaya geliyordu?
 
“Bizim çocuklar yaptı”
       12 Eylül rejiminin bir başka önemli misyonu da bölgede ki ABD gücünün yeniden tesisine katkı sunmaktı.
1970’li yılların sonunda bölgede ki ABD gücü iyiden iyiye etkisizleşmiş; ABD çıkarları tehlikeye girmeye başlamıştı.
Dünyanın en önemli petrol bölgesi olan Orta Doğu’da ciddi bir anti Amerikancılık gelişmiş, İran’da anti Amerikancı tutumuyla Humeyni iktidara gelmişti. Öte yandan Suriye SSCB’ye yakındı; Lübnan’da anti Amerikancı güçlü bir hareket vardı ve Irak’taki BAAS rejimi güven vermiyordu.
      II. Dünya savaşından sonra Truman doktrini ve Marshall yardımı ile ABD’nin bölgedeki en sadık müttefiği haline getirilen  Türkiye’de ise, güçlü bir gençlik (Milliyetçi- devrimci) hareketin yanı sıra güçlü bir İslami hareket olan Milli görüş hareketi vardı.Bu gençlerin ortak noktası hiçbirisi ABD yi ve politikalarını benimsemiyor.Bundan dolayı ABD   Dolayısı ile de bölgede ABD’nin dayanabileceği tek güç İsrail Devleti idi. ABD’nin bölgedeki durumu bu merkezde olunca, Türkiye’nin içinde bulunduğu durum ABD açısından oldukça önemliydi. ABD Türkiye’deki bu belirsiz durumun sonuçlarını bekleyemezdi, dolayısı ile de harekete geçmesi gerekiyordu.
   Gerek Türk burjuvazisinin gerekse de uluslararası burjuvazinin yeniden yapılanma ihtiyacına bir de ABD’nin bölgedeki çıkarlarının tehlikeye girmiş olması eklenince, egemen güçler açısından askeri darbe için start vermek kaçınılmaz oldu.
    Bu, zaten yıllar öncesinden öngörülmüş bir durumdu. Bundan dolayıdır ki, özellikle 1976 sonrası, askeri bir darbenin koşulları hazırlanmaya başlandı. Koşullar adım adım oluşturuldu ve Askeri darbe yapıldı.Bir CIA şefi olan Paul Henze’nin darbeyi ABD ‘ye duyururken kullandığı “Bizim çocuklar yaptı” sözü de böylece  darbenin arkasında gücü de ortaya koyuyordu.( CIA İstasyon Şefi Paul Henze 12 Eylül saat 04’te Dışişleri Bakanı Edmund  Muskie’yi Washington’dan aradı, “Bizim çocuklar yaptı” dedi. ABD Dışişleri Bakanı Muskie bu mesajı, o sırada Damdaki Kemancı Operasını izleyen Başkan Jimmy Carter’a mesajla iletti) 12 Eylül 1980 darbesinin özelinde baktığımızda kapitalizmin hegemon devleti ABD’nin darbe üzerindeki etkisi pek çok kaynak tarafından doğrulanmış ve artık üzerinde tartışma götürmeyecek biçimde netleşmiştir.
     Türkiye 12Eylül sabahında tank sesleri ile uyandı. Radyoyu açanlar Türk Silahlı Kuvvetlerin 1 numaralı bildirisini duydular. İşte bu ortam içinde Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanununun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk      Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.
     12 Eylül Darbesi olduğu sırada Hava Kuvvetleri Komutanı orgeneral Tahsin Şahinkaya Amerika’daydı. Görevli gittiği söylenmekteydi fakat düşünebiliyor musunuz? Bir ülkede asker yönetime el koyuyor ve böyle önemli bir icraatında askerin en önemli 3 kişisinden bir tanesi yok. Üstelik Amerika’da!!! Bu tespitten yola çıkarak şu soru sorulmaktadır haklı olarak? Acaba 12 Eylül askerlerine Amerika’dan dolaylı ya da dolaysız olarak neler söylenmişti?
 
 Bir gece de tüm olaylar nasıl durdu? Netekim!
 
    12 Eylül 1980 öncesi yaşamlarını incelediğinizde bir anda ortalığı kasıp kavuran sağ-sol çatışmalarında kendilerine yer bulamayan ve hayatta nasıl kalırız, kör kurşuna nasıl denk gelmeyiz diye çaba harcayan, günlük yaşamda siyasi bir tarafı olmayan ancak sokağa çıkmaya da artık korkan bir halk topluluğu mevcuttur. Sokaklarının sağına dönseler bir grup,diğer tarafına dönseler bir başka grupla karşı karşıya gelip ne yapacağını şaşıran bir insan topluluğu.Önleri kesildiğinde ''Sağcı mısın? Solcumu?'' sorusuna ''Ekmek Partisindenim Abi'' deyince ''Yeni bir partimi icat ettin '' diyerek dayak yiyen bir insan topluluğu. Oyıllarda ülkemizde tezgâhlanan “Kardeş kavgası” artık hat safhaya gelmiş, ülke gençliği sağ ve sol olarak ikiye ayrılmış, hatta sağda ve solda çeşitli fraksiyonlar birbirleriyle kıyasıya ve acımasızca mücadeleye girmişler, okullar, sokaklar parsellenmiş bu ayrılık mahalle ve sokaktan yer yer evlerin içlerine kadar girdirilmiş can güvenliği, gelecek ve istikbal hayalleri yok edilmeye çalışılıyordu. Aynı evde bir kardeşin sağcı bir kardeşin solcu olduğu bir dönem sağcılar faşist solcular komünist diye niteleniyor.’ Tarafta birbirini ihanetle suçluyor. İşte bu fikir ve grup çatışmalarına sebep olan olaylar yüzünden sokaklar kan gölü. Gün geçmiyor ki bir saldırı bir suikast haberi gelmesin. Ellerde dolaşan silahlar hep aynı merkezden temin ediliyor.Sağcının elindeki silahı da solcunun elindeki silahı da aynı merkezler dağıtıyor.
 
    Nihayet 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi oldu. Bir günlük sokağa çıkma yasağı ile; Bir günde tüm olaylar durdu. Silahlar sustu. Tüm kavgalar son buldu. İnsanın aklına hemen şu soru geliyor.12 Eylülde 24 saatte tüm olayları bastıran ve kanı durduran o sıra da Genelkurmay başkanı olan Kenan Evren ve Komutanlar 11 Eylül’de ve öncesinde neredeydiler? Neden 12 Eylül’ü beklediler? Binlerce gencin yok olmasına neden göz yumdular?12 Eylül öncesi 19 İlde sıkıyönetim uygulandığı halde sıkıyönetim komutanları bu iç karışıklıklar olurken neredeydiler? İşte bu gün hayatta olup Marmaris’te resimle meşgul olan zatbu soruların cevabını yazı ile veremiyorsa bile resimle vermelidir. Yoksa dünyaya ibreti alem olsun, ülkemizde bir daha kimse darbeye yeltenmesin diye tüm olayların perde arkasını ve 12 eylül’ün dış etkenlerini mutlaka anlatmalıdır. Yoksa Anayasa oylamasında evet çıkması halinde kendisine bir kurşun sıkması olayların perde arkasını ortaya koymaz aksine bir devrin en önemli adamının ölümü ile tarih, çok önemli canlı bir belgesini kaybeder.
 
Tarihimizde darbeler
“Darbe”  ve “Demokrasi”  kelimeleri esasen yan yana gelmemesi gereken iki sözcüktür. Demokrasi, esas itibariyle  darbelerin olmadığı, yani   “Darbeler  Dönemi”nin bitişi ile başlar. Monarşi idarelerinde, doğal olarak Osmanlı devleti zamanında ve 1946’da çok partili rejime geçen Ülkemiz de hükümet darbeleri sık sık yaşanmıştır.
Osmanlı tarihine  baktığımız zaman  şunları görürüz:
*1512 yılında Yavuz Sultan Selim babası  II. Bayezit’e karşı darbe yapmış  ve  saltanatı ele geçirmiştir. 
*1622 yılında II.  Osman (Genç Osman) darbe ile tahttan indirilmiş yerine  IV. Murat tahta çıkmıştır.
*1807 yılında  III. Selim darbe ile  indirilmiş yerine IV. Mustafa tahta çıkmıştır.
*1808 yılında IV. Mustafa darbe ile tahttan indirilmiş yerine II. Mahmut  tahta çıkmıştır.
*1876 yılında  Abdülaziz  darbe ile tahttan indirilmiş yerine  V. Murat tahta çıkarılmıştır.
Bu olaydan 3 ay sonra  V. Murat tahttan indirilmiş yerine II. Abdülhamit  tahta çıkmıştır.
*1909 yılında II. Abdülhamit darbe ile(31 Mart vakası) tahttan indirilmiş yerine  V. Mehmet (Mehmet Reşat) padişah olmuştur.
*Bab-ı Al-i Baskını ile ittihatçılar 1913 te Osmanlının başbakanlık binasında direk yönetime el koymuşlardır.
Türkiye cumhuriyeti devletinde ise:
Ülkemizde sık sık darbeler yaşanmıştır.Neredeyse her 10 yılda bir demokrasi tanklar altında çiğnenmiştir.
*27 Mayis 1960'da İlk defa askeri bir darbe yaşanmış "Dündar Seyhan'ın oğlu sınıfını geçti."parolasıyla Adnan Menderes hükümetine karşı yapılmıştır.
*12 Mart 1971 de 2.kez askeri darbe yaşanmış. Süleyman Demirel istifa etmiş. Nihat Erim başbakanlığa getirilmiştir.
*12 Eylül 1980 askeri Darbesi ile, Genel Kurmay Başkanı olan Kenan Evren Cumhurbaşkanı olmuştur.
*28 Şubat 1997 de Prof. Dr Necmettin Erbakan-Tansu Çiller koalisyon hükümetine karşı Postmodern yapılmıştır.
 
1982 anayasası % 91,37 oy oranı ile kabul edildi
    12 Eylül 1980'de yönetime el koyan Milli Güvenlik Konseyi (MGK), yeni anayasanın bir kurucu meclis tarafından yapılması ve halkoylamasına sunularak yürürlüğe girmesine karar vermişti. Kurucu Meclis, MGK ve Danışma Meclisi olmak üzere iki kanatlıydı. MGK, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren başkanlığında kara, hava, deniz kuvvetleri komutanları ile jandarma genel komutanından oluşuyordu. Sivillerden oluşan Danışma Meclisi'nin tamamı ise, esas olarak MGK tarafından atanmıştır. Danışma Meclisi'nde, Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı başkanlığında on beş kişilik bir Anayasa Komisyonu kuruldu. Meclisin seçimle oluşturulmamış bu sivil kanadı, anayasa yapım sürecinde MGK için bir ön çalışma yapmanın ötesinde bir etkiye sahip değildi. Danışma Meclisi, 23 Eylül 1982'de Anayasa taslağını tamamladı. Kamuoyu, taslağa son biçimini verecek olan MGK'nin taslak hakkındaki görüşlerini öğrenme imkanı bulamadı. Sonuçta, halk, 1982 Anayasası'na ilişkin ciddi bir tartışma ortamı olmadan, Anayasa'yı yapanların tek taraflı propagandasıyla 7 Kasım 1982'de sandık başına gitti.
     1982 Anayasası için 7 Kasım 1982'de yapıldı. Halk oylamasına 18 milyon 885 bin 488 seçmen katıldı. 17 milyon 215 bin 559 seçmen ''Kabul'' (yüzde 91,37), 1 milyon 626 bin 431 seçmen ise ''Ret'' (yüzde 8,63) oyu kullandı. 1982 Anayasası, sonuçların açıklanmasıyla 9 Kasım 1982'de yürürlüğe girdi.
 
Artık darbeler olmasın
     Demokrasinin bu kadar kesintiye uğratıldığı ülkemizde artık darbe olmaması gerekir. Bunu sağlayabilmek için darbe zemini olabilecek 12 Eylül anayasası toptan kaldırılmalı, milletin ihtiyaçlarına cevap veren tamamen sivil bir anayasa oluşturulmalıdır. Emekleyen demokrasimizin ayaklarının kırılarak tamamen yere serildiği günler artık olmamalı. Özellikle son günlerde ülkemizde meydana getirilmek istenen 12 Eylül öncesi oluşturulan sokak olayları ve kavgalara benzer olaylar tezgâhlanmaya çalışılıyor. 12 Eylül öncesinde sağ sol adı altında birbirine düşürülen milletimiz ağır bedeller ödemiştir. Günümüzde de nasıl Ortadoğu da Şii- Sunni ayrımı ile iç savaşlar çıkarılıp binlerce insanın ölmesine, milyonlarca insanın ülkesini terk etmesine sebep olunuyorsa ülkemizde de Kürt-Türk merkezli iç savaş çıkarılmaya, kaos ortamı oluşturup iç savaşa ardından da darbelere veya dış müdahaleye hazır hale getirilmek isteniyor.   Kardeş kavgasının olmaması konusunda herkesi sağduyuya, barışa ve kardeşliğe davet etmek gerekir. Artık 12 Eylüller, 12 Martlar ve 28 Şubatlar olmasın.
YARALANILAN KAYNAKLAR
Davut  Dursun,12 Eylül darbesi Şehir Yayınları
Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler l, Tekin Yayınevi, 1989  
Hikmet Özdemir, Rejim ve Asker, Iz Yayıncılık, Istanbul 1993.
Bernard Lewis, Modern Türkiye'nin Doguşu, TTK, Ankara 1996.
M. Ali Birand, 12 Eylül adlı belgeseli
                                                                                                                          
Abdullah İKİNCİ –Tarihçi      abd_ikinci@hotmail.com


Facebook hesabınızla yorum yapın:




Veya Facebook'a bağlanmadan yorum yapın:

Rumuz veya Ad/Soyad*
E-posta*

(E-posta adresiniz sitede görünmez)
Yorum*


(Yandaki güvenlik kodunu bu alana giriniz)
   
 

Diğer Kültür Haberleri

Başlık Tarih
 
​Türkiye’deki kütüphane sayısı açıklandı08 Ağustos 2018
​Yaz kursları büyük ilgi görüyor08 Ağustos 2018
​Yazar Burak Codur; “Sanat yaradanı aramaktır”29 Temmuz 2018
Esmek kursiyerleri el emeklerini sergiledi07 Temmuz 2018
Sinema ve tiyatroya olan ilgi artıyor28 Haziran 2018
7. Kısa Film Senaryo yarışması sonuçlandı06 Haziran 2018
Tiyatro festivalinden ödülle döndüler01 Haziran 2018
​Erzurum Kitap Fuarı yoğun ilgi gördü14 Mayıs 2018
​AB Bilgi Merkezi öğrencilere sinema keyfi yaşattı11 Mayıs 2018
El Sanatları sergisi açıldı11 Mayıs 2018
​5. Doğu Anadolu Kitap Fuarı açıldı08 Mayıs 2018
​Doğu’nun Kalbi Erzurum Kitap Fuarı’nda atacak07 Mayıs 2018
​EŞT’den 23 Nisan’a özel çocuk şenliği25 Nisan 2018
​Türkiye’de üretilen kitap sayısı arttı20 Nisan 2018
​“Komşu Köyün Delisi” beğeni topladı16 Nisan 2018
​Büyükşehir’den Kitap Okuma etkinliği30 Mart 2018
​Büyükşehir Sokak etkinliğinden tam not aldı28 Mart 2018
​Yeniden Gönül Seferberliği28 Mart 2018
​Erzurum Tiyatroda Bölge Şampiyonu28 Mart 2018
​“Diriliş Senfonisi” seyirciyle buluştu20 Mart 2018
Okuma alışkanlığı yok olmak üzere14 Mart 2018
​100. Yıla Özel Gazete Sergisi14 Mart 2018
Ebru Atölyesi gençlerle buluştu09 Mart 2018
Kültür ve Sanat yarışması başlıyor02 Mart 2018
​AGD’den ‘Şehadet Gecesi’ programı26 Şubat 2018
​Türkiye yerli film üretiminde 1 numara26 Şubat 2018
​Beyaz işi kursunu bitirip sertifika aldılar 09 Şubat 2018
Şehr’i Kadim Aziziye okurlarıyla buluşuyor.04 Şubat 2018
Türk dünyasına açılan kapı: Erzurum02 Şubat 2018
Şehir Tiyatrosu’ndan muhteşem oyun 31 Ocak 2018
Yenigün Gözlem yayında30 Ocak 2018
El sanatları sergisi açıldı17 Ocak 2018
​Necip Fazıl İmam Hatip’ten şiir gecesi15 Ocak 2018
​Codur’un "Perdenin Ardındaki Dünya" kitabı çıktı13 Ocak 2018
​Kur’an bülbüllerinden muhteşem tilavet12 Ocak 2018
​Büyükşehir’den yeni kültür yayını11 Ocak 2018
Sarıkamış’ta organizasyon yetersizliği!08 Ocak 2018
​Kardan Adam, sezonu açıyor02 Ocak 2018
Fetih gecesine yoğun ilgi02 Ocak 2018
​Büyükşehir Türkü Paşa Raci Alkır’ı andı23 Aralık 2017
‘Anadolu Destanı’na alkış yağdı18 Aralık 2017
​Kültür ve Spor Kompleksi adeta okul gibi12 Aralık 2017
​Büyükşehir Âşık Reyhani’yi andı11 Aralık 2017
​Âşık Ruhani’den Sekmen’e teşekkür plaketi10 Aralık 2017
​İbrahim Erkal Dadaş Kültür ve Sanat Merkezi açıldı22 Kasım 2017
​Salonlara yerli film damgası20 Kasım 2017
​Sinemada en çok komedi filmleri tercih edildi16 Kasım 2017
​Tezhip ve minyatür sergisi açıldı27 Ekim 2017
​Sinemada tercihimiz Türk filmleri24 Ekim 2017
Siyer-i Nebi Bilgi Yarışması kayıtları devam ediyor23 Ekim 2017
​Öğrenciler sinema ile buluşuyor23 Ekim 2017
​Bekir Develi gençlerle buluştu28 Eylül 2017
​Yeni dönem kurs kayıtları başladı14 Eylül 2017
​Yeni dönem kurs kayıtları başladı14 Eylül 2017
Sanatçı Topatan’ın sergisi büyüledi18 Ağustos 2017
Yöresel ev yapana büyük fırsat11 Ağustos 2017
Film sayısı arttı ama izleyici azaldı03 Temmuz 2017
Bir başkadır Erzurum’da Ramazan30 Mayıs 2017
Yılsonu sergisi göz kamaştırdı17 Mayıs 2017
ESMEK’in yılsonu sergisi büyüledi15 Mayıs 2017
Şehir Tiyatrosu’ndan yeni bir oyun daha06 Nisan 2017
TYB’nin yılın yazar ödül töreni 02 Nisan 2017
Erzurum’da Kültür Haftası kutlanacak24 Mart 2017
Büyükşehir’den Muhteşem Program22 Mart 2017
Büyükşehir’den 99. Yıl Anısı13 Mart 2017
Başkan Sekmen’den en güzel vefa örneği06 Mart 2017
Büyükşehir Aşık Sümmani’yi andı18 Şubat 2017
Pastacılık kursuna büyük ilgi 31 Ocak 2017
Topbaş Erzurum standını ziyaret etti30 Ocak 2017
EMITT fuarı’nda Erzurum rüzgârı esiyor27 Ocak 2017
Ilıca Termal EMITT’e göz kamaştırıyor27 Ocak 2017
İstanbul EMITT fuarında Erzurum rüzgarı27 Ocak 2017
Çehov Bahçesi seyirciyle buluştu31 Aralık 2016
Çocuklara tiyatroyu sevdiriyorlar26 Aralık 2016
Osmanlı Âlimi Ebubekir Efendi anıldı24 Aralık 2016
Bir yılda 87 bin kişi faydalandı 20 Aralık 2016
ESMEK kurslarında 11 bin kişi eğitim gördü17 Aralık 2016
Sekmen: Sanat hayatına da yön veriyoruz26 Kasım 2016
Çat İlçe Kütüphanesi açıldı23 Kasım 2016
Gönül Coğrafyamızdan Türküler’e yoğun ilgi 21 Kasım 2016
“Türkçe Aşkı Vatan Aşkı” büyüledi 19 Kasım 2016
Şehir Tiyatrosu perdelerini açtı17 Kasım 2016
Gözütok; Cumhuriyet bir değerdir29 Ekim 2016
Azizoğlu; Cumhuriyet kazanılmış zaferdir28 Ekim 2016
Sekmen’den Cumhuriyet Bayramı mesajı28 Ekim 2016
Bulutlar: Cumhuriyet mirastır28 Ekim 2016
Nurettin Topçu Bilgi Evi açıldı27 Ekim 2016
Erzurum Yörex’in gözdesi oldu27 Ekim 2016
Erzurumlular İstarbul’da bir araya geliyor20 Ekim 2016
Codur, UYGAD Erzurum Başkanı oldu20 Ekim 2016
Mavi Kuşlar seramik sergisi açıldı18 Ekim 2016
Öğrencilere Aşure ikramı14 Ekim 2016
Kerbela Ağıtları yürekleri birleştirdi12 Ekim 2016
İkinci kültür merkezi göz kamaştıracak12 Ekim 2016
Büyükşehir ve KADEM’den gençlik fuarı08 Ekim 2016
Erzurumlu Şair'den muhteşem bir gösteri 01 Ekim 2016
Mehterana yeni görev: Düğünde konser!28 Eylül 2016
Sekmen’den ozanlara çırak yetiştirin tavsiyesi21 Eylül 2016
Cihan padişahına Erzurum vefası05 Eylül 2016
Öğrenciler Erzurum’u tanıdılar03 Eylül 2016
Fotoğraf Sergisi ATAÜNİ’de29 Ağustos 2016
Demokrasi Nöbetleri Fotoğraf Sergisi ATAÜNİ’de28 Ağustos 2016
Etnospor’da Erzurum Otağı zirve yaptı28 Ağustos 2016
Erdoğan Erzurum Otağını ziyaret etti26 Ağustos 2016
Sekmen: Değerlerimiz Servetimizdir18 Ağustos 2016
Demokrasi nöbetleri fotoğraf sergisinde14 Ağustos 2016
Erzurum Kongresi’nin 97. yıldönümü kutlandı 23 Temmuz 2016
Vural Engin kitaplarını imzaladı15 Temmuz 2016
Oltu Esmek İlçenin Eğitim hayatına renk kattı12 Temmuz 2016
Dadaş şair kitaplarını imzalıyor10 Temmuz 2016
Atatürk’ün Erzurum’a gelişi kutlandı03 Temmuz 2016
Prof. Dr. Ağırman Kadir Gecesini anlattı02 Temmuz 2016
BBP İl Başkanı Gözütok’un Kandil mesajı01 Temmuz 2016
Erzurum sanatkar bir ildir27 Haziran 2016
Dilipak İslam’da Vahdet’i anlattı26 Haziran 2016
Prof. Dr. Hacı Müftüoğlu’ndan doyumsuz sohbet 24 Haziran 2016
Veli Hoca Ramazan’ın faziletlerini anlattı22 Haziran 2016
Nurullah Genç Peygamber sevgisini anlattı21 Haziran 2016
Yazar Öztürk yeni medya düzenini anlattı20 Haziran 2016
Yazar Zeynal medreseleri anlattı17 Haziran 2016
Doç. Dr. Altun aile kavramını anlattı14 Haziran 2016
Tarihi mekanda Ramazan sohbeti07 Haziran 2016
Palandöken’nin sergisi büyüledi01 Haziran 2016
Kızlar kitap okuyor, erkekler tv izliyor31 Mayıs 2016
Ahilik, İslam ve Peygamber ahlakıdır25 Mayıs 2016
Güzel Sanatlar Müzesi açıldı24 Mayıs 2016
Başkan Sekmen’den Ahilik Haftası mesajı23 Mayıs 2016
Büyükşehir’den Gençlik Konseri 20 Mayıs 2016
Şiir tadında unutulmaz gece14 Mayıs 2016
Kaymakam Öz, yıl sonu sergi açılışına katıldı12 Mayıs 2016
Kırgızistan’dan Erzurum’a Sanat Köprüsü07 Mayıs 2016
Başkan Arif, Mescid-i Aksa ve Kudüs’ü anlattı03 Mayıs 2016
Erzurum Kitap Fuarı’na rekor ziyaretçi02 Mayıs 2016
Gençlik Korosu dinleyenleri büyüledi01 Mayıs 2016
Büyükşehir ‘Kut’ül Amare’yi unutmadı30 Nisan 2016
Erzurum Kitap Fuarı’na yoğun ilgi30 Nisan 2016
Erzurum Kitap Fuarı açıldı29 Nisan 2016
Kitap Fuarı kültür hayatını renklendirecek26 Nisan 2016
23 Nisan bağımsızlık tarihimizdir23 Nisan 2016
Erzurum Kitap Fuarı’nda buluşuyor22 Nisan 2016
Kınalı kuzular dedelerinin izinde21 Nisan 2016
KUDAKA, Tiflis’te Bölgeyi tanıttı20 Nisan 2016
2015'te 50 bin kitap yayımlandı19 Nisan 2016
Büyükşehir’den “Medeniyet Tasavvuru” Konferansı14 Nisan 2016
Gösteri Sanatları Merkezi açıldı30 Mart 2016
Büyükşehir’den “Son Kale Türkiye” konferansı30 Mart 2016
Büyükşehir’den kitap okuma etkinliği28 Mart 2016
Göktaş: Tarih bir milletin aynasıdır28 Mart 2016
Büyükşehir, yeni yazarlar yetiştiriyor25 Mart 2016
Büyükşehir’den anlamlı program 21 Mart 2016
18 Mart’a özel oyun20 Mart 2016
Kar Film Festivalinde 11 ödül19 Mart 2016
Bekir Develi hayranlarıyla buluştu17 Mart 2016
Kültür Sanat medyanın görünür alanında yok17 Mart 2016
Kar Film Festivali bütün hızıyla devam ediyor16 Mart 2016
Büyükşehir’den 12 Mart’a özel dergi15 Mart 2016
Palandöken Belediyesi Halk Oyunları il birincisi15 Mart 2016
Atatürk Üniversitesi’nden Kosova paneli04 Mart 2016
Büyükşehir, II. Abdülhamid Han’ı andı29 Şubat 2016
Şehir Tiyatrosu Engelliler için oynadı24 Şubat 2016
Palandöken yok olan mesleğe sahip çıktı24 Şubat 2016
Şehir Tiyatrosu’ndan yeni bir oyun18 Şubat 2016
Uzundere’de “Herfene” ilgi gördü08 Şubat 2016
Aziziye’den 2016 Erzurum Ajandası08 Şubat 2016
Şehir tiyatrosu yeni yetenekleri bekliyor04 Şubat 2016
Ilıca Termal standına büyük ilgi01 Şubat 2016
Erzurum Standına konuk oldular30 Ocak 2016
EMITT 2016’da Erzurum ilgisi29 Ocak 2016
Sekmen, başarılı öğrencileri ağırladı27 Ocak 2016
Büyükşehir’den ilçelerde sanat etkinliği26 Ocak 2016
“Dilden Gönüle” şiir gecesi22 Ocak 2016
Milli değerlerimiz milletimizin mefkûresidir14 Ocak 2016
Erzurum Gençlik Meclisi’nden tiyatro günleri11 Ocak 2016
Öz’den Sarıkamış Harekatı Konferansı04 Ocak 2016
Büyükşehir, Halk Oyunlarında Türkiye birincisi 29 Aralık 2015
Kitap Dostu Başkan: Mehmet Sekmen 29 Aralık 2015
Sarıkamış Harekâtı’nın 101. Yılı anıldı25 Aralık 2015
Büyükşehir, Halk Edebiyatını yaşatıyor24 Aralık 2015
Büyükşehir, Sanatta da öncü21 Aralık 2015
Bir başkadır Erzurum akşamları20 Aralık 2015
İbrahim Erkal unutulmaz bir gece yaşattı20 Aralık 2015
Yedi dilde şiir okudular17 Aralık 2015
Aziziye'ye çocukları tiyatro ile buluşturdu15 Aralık 2015
Büyükşehir, Aşık Reyhani’yi andı11 Aralık 2015
Tortum Şalelesi’ne rekreasyon alanı için ilk adım06 Aralık 2015
Büyükşehir’den Hâfız Faruk Kaleli’ye vefa24 Kasım 2015
Müze sayısı yüzde 12 arttı12 Kasım 2015
Şehir Tiyatrosu yeni yetenekleri keşfedecek11 Kasım 2015
Opera ve bale salonu arttı, oynanan eser azaldı02 Kasım 2015
Altınok ve Güler, gençlik meclisi’ne konuk oldu26 Ekim 2015
Erzurum’un kültür evi Habib Baba Kütüphanesi11 Ekim 2015
Erzurum evleri turizmin yüz akı olacak 08 Ekim 2015
Palandöken Kültür Merkezi öğretim yılına hazır17 Eylül 2015
Büyükşehir Sanat Merkezi’ni kurdu06 Eylül 2015
Erzurum Kongresi'nin gizlenen gerçekleri06 Ağustos 2015
Öğrencilerinden kısa metrajlı film06 Ağustos 2015
Benim İçin Üzülme Dizisinin Emine’si Erzurum’da05 Ağustos 2015
Tarım ve İnsan Fotoğraf Yarışması başlıyor20 Temmuz 2015
Sekmen: Kadir Gecesi hayırlara vesile olsun”12 Temmuz 2015
Erzurum'da Ramazan geceleri başka11 Temmuz 2015
Hem cehalet, hem gaflet hem de ihanet11 Temmuz 2015
Vakkasoğlu, ‘Ramazan Medeniyeti’ni anlattı09 Temmuz 2015
Fethi Siverekli konseri büyüledi08 Temmuz 2015
Sekmen: “Tiyatro ile kültürümüzü yaşatıyoruz”08 Temmuz 2015
Mehmet Emin Ay, Ramazan Geceleri’ne konuk oldu07 Temmuz 2015
Özer Ramazan Geceleri’ne renk kattı06 Temmuz 2015
Mehmetcik Kore’de Ezan okuyor05 Temmuz 2015
Sinema salonlar sayısı yüzde 3,2 arttı02 Temmuz 2015
Ezgileriyle İslam Coğrafyasındaki zulmü anlattı01 Temmuz 2015
Kaymakam Amca’dan çocuklara sinema jesti!28 Haziran 2015
Vali Altıparmak “Turizmde Süreklilik Sağlanmalı"27 Haziran 2015
Davetlilere nikah şekeri yerine lavanta kesesi25 Haziran 2015
Ramazan Eğlenceleri Kentmeydanı’nda18 Haziran 2015
ER-VAK’tan Erzurum Kültürüne bir katkı daha17 Haziran 2015
Erzurum’da Ramazan dolu dolu geçecek17 Haziran 2015
Liselilerden "Hobi Saatleri’ Sergisi15 Haziran 2015
Liselilerin yıl sonu resim sergisi büyüledi09 Haziran 2015
Erzurum Genç Yazarlarını buldu09 Haziran 2015
Palandöken Türkiye Halk Oyunları şampiyonu oldu03 Haziran 2015
Geleneksel Türk El Sanatları sergisi açıldı03 Haziran 2015
Kubat Erzurumluları coşturdu31 Mayıs 2015
Büyükşehir Belediyesi'nden Fetih kutlaması29 Mayıs 2015
Asıl olan Fethi anmak değil sahip çıkmaktır29 Mayıs 2015
Uluslararası İmam Hatip Liseleri Mezuniyet Töreni yapıldı27 Mayıs 2015
Emeğin sergisi beğeni topladı25 Mayıs 2015
Palandöken'nin yılsonu sergisi göz kamaştırdı23 Mayıs 2015
Halk oyunları şampiyonası başladı23 Mayıs 2015
Milli Mücadele ruhunu yaşıyorlar23 Mayıs 2015
Tabyaların tahribatına izin verilemez18 Mayıs 2015
19 Mayıs kurtuluş yolunun başlangıcıdır18 Mayıs 2015
İbrahim Hakkı Hazretleri'ne ilgisiz anma17 Mayıs 2015
Uçurtma şenliğine büyük ilgi16 Mayıs 2015
Büyükşehir’den Aysun Gültekin konseri15 Mayıs 2015
Batıda Çanakkale ne ise Doğu’da da Erzurum odur14 Mayıs 2015
Semazen kursu ilgi görüyor13 Mayıs 2015
Erzurum Çanakkale Şehitlerini Anıyor12 Mayıs 2015
Travego Firarda, 10. Yılını Erzurum’da kutluyor12 Mayıs 2015
Kuzeydoğu’nun dikey dünyasını yazdı12 Mayıs 2015
Ahilik islam ahlakıdır11 Mayıs 2015
Çermik Festivali 3 gün coşku yaşattı11 Mayıs 2015
Vakıflar dayanışma ruhudur11 Mayıs 2015
ERİHDER Çizgi Romanı tanıttı11 Mayıs 2015
Vakıf kültürü özümüzdür11 Mayıs 2015
Bizlerde’ engelli’ olabiliriz10 Mayıs 2015
Çermik Festivali dolu dolu geçiyor09 Mayıs 2015
Anneler bir ömür boyu anılmalı09 Mayıs 2015
Çermik Festivali coşkulu başladı08 Mayıs 2015
Annelik karşılıksız sevginin simgesidir08 Mayıs 2015
Misafir Öğrenciler Yakutiye meydanında buluşacak08 Mayıs 2015
Taşkesenligil’den engellilere moral07 Mayıs 2015

Anasayfa | Künye | Bugünki Sayımız | Gazeteler | Foto Galeri | Video Galeri | Sohbet Odası
CH